Köşe Yazıları

19 yüzyılın talihsiz ressamı Vincent Van Gogh a dair….

Vincent van gogh batı dünyasının sanat tarihinde en tanınmış en etkili
şahsiyetlerden biridir.
10 yılı aşkın sürede hayatına 860 yağlı boya ve
2100 kadar çizim çalışması sığdırmayı başarmış fakat döneminin
talihsizlikleri içinde gerek psikolojik gerekse maddi manevi sıkıntılar
ile hayatını sürdürmeye devam etmiştir…
Peki günümüze gelindiğinde,yaban hayatı basarı ile resmeden
,otoportrelerini modern kültürde gördüğümüz her çalışması ile bizleri
düşündürmeyi başarmış bu sanat adamını etkileyici yapan nedir?
Çok uzun yıllar yaptığı her çalışmada sanata yeni bi akım kazandıran
Vincent 21 temmuz 1882 de tarzını tam olarak oturtmaya
başladığında kardeşi Theo ya şunları yazmıştı;
‘’Birçok kişinin gözünde ben neyim ? Bir hiç! Bir delibozuk!
Veya
münasebetsiz bir adam…Toplumda hiçbir konumu olmayan veya
olamayacak birisi…
Tamam o zaman bu dogru olsa bile birgün
eserlerimle böyle bir delibozuğu önemsiz birinin yüreğinde neler
olduğunu göstermek isterim.’’
Nitekim öylede oldu…Vincent yaptığı her çalışmada kendimizden bir
parça bulmamızı sağladı.
Van Gogh yerel manzaraların ve yöre insanlarının eskizlerini çizip
resimlerini yaptığı Hollanda kırsalında büyüdü.Babası bir din adamıydı
ve ailesi ile bulunduğu süre içerisinde bu etki üzerinde hakim
oldu.Ressam kimliğinin benliğinde hakim olduğu zaman zarfında ise
kardeşi Theo ile yakınlığı en büyük destekcisiydi.
Bir tüccar olan erkek kardeşi Theo,Vincent ın Fransa İngiltere ve
Belçika gibi bölge değişimleri sırasında gerek maddi gerek manevi
olarak varlığını göstermişti.
Van Gogh küçük yaştaki münzevi karakterini büyüdükce
kaybetmedi.Doğa sevgisi ve yabancı dillere yatkınlığı artarken
gördüklerini resmetmeye devam etti.
Başarısız aşk hikayeleri Vinccent ın çizimlerine daha tutku ile
sarılmasına neden oldu.Terapi olarak desen çalışmaları yaparken
dönem içerisinde yaşadığı her sorunu kardesi Theo ile mektuplarında
paylaşmaktaydı.
Yaşı ileredikce Vincent depresyon kavramı ile büyük mücadeleler
içerisine giriyor böyle dönemlerde kendisini doğada buluyor
sonsuzluğun renkleri arasında kayboluyordu.
Fransada kaldığı küçük odanın dışına çıktığı gecelerde hasır
şapkasının etrafına dizdiği mumlar eşliğinde gördüğü her detayı
resmederdi.
Van Gogh ile ilgili merak edilen noktalardan biride kesik kulak
hikayesidir….
Bununla ilgili sanatseverler arasında birçok rivayet bulunmakla
birlikte kimi zaman popüler kültürde kimi zaman mizahi çizgilerde
karşımıza çıkar.Fakat olayın aslı şöyledir;
Vincent yalnız bir adam olarak katıldığı sanat tartışmalarında tanıştığı
Paul Gauguin ile dostluk kurar.Bu dostluk yıllarca sürecek bir iletişimi
beraberinde getirir.Theo Gauguin için hazırladığı bir miktar para ile
Vincent ın yalnız geçirdiği zaman içerisinde kendisin eşlik etmesini
ister.Genc ve heyecanlı ressam için bu teklif epey cazip gelir.Vincent
ile Fransada geçirdiği 2 aylık süreç sonrasında Gauguin sevgili dostuna
farklı şehirlerde bulunma isteğinden söz eder.Bu durumda
anksiyetesini tetiklemesi ve yeniden bir yalnızlık korkusu içerisine

giren Vincent ,Gauguin in Fransadan ayrılmasından sonra kulağını
keser.
Aykırı hayatı ve fahişeleri resmetmeyi seven Gauguin Vincent a bir
sohbetlerinde ‘’Sevgili Vincent eger hayatın gerçeklerin, görmek
istiyorsan haftada bir kez bir genelevi ziyaret et ve orada bir
fahişeden hayatı dinle’’öğütünde bulunmuştur. Vincent kesik kulağını
bir gazeteye sararak Gauguin in resmettiği bir fahişeye hediye eder.
Bunu yapmasındaki haklı gerekçe ise sevgili dostundan duyduğu
kelimelerin ağır gelmesi ve onları yeniden duymak istememesidir.
Bu davranısın temelinde yıllarca mücadele ettiği şizofreni ve
anksiyete de bulunuyor olabilir aynı zamanda.
Öyle ki ‘’Eğer herhangi bir şeyi denemek için cesaretimiz olmasa hayat
ne olurdu’’ derken uç yaşamı ve ilham dolu sanatına işaret ediyordu.
‘’Resimlerimin satmadığı gerçeğini değiştiremem ama insanların
resimlerimin üzerinde kullanılan boyanın ederinden daha değerli
olduğunu anladığı gün gelecek’’
Ömrü boyunca sayılı tablosunu satabilen Vincent şizofreni ile
mücadele ederken tutkusunu biraz olsun kaybetmedi.Yaratıcı insanı
ve doğayı sevmeyi sürdürdü…
Hastalığının her evresinde sanatın iyileştirici gücünden yararlandı.
Vincent,1890 yılında 37 yaşında kendisini vurarak intihar etti..
Pek çok yerde bunun bir kaza olduğunu fakat Vincent kimseyi zan
altında bırakmamak için bu kazadan bahsetmeyerek hayata veda
ettiği yazar..
‘’Bana çoğu zaman deli diyorlar fakat bu mühim değil zira sanatın iyisi
bir tutam deliliktir’’…
Hayatın acı verici yer yer keyiflendirici

noktalarını büyük bir ustalıkla resmeden Vincent sefalet içerisinde
hayata gözlerini yumdu….
‘’Belkide tanrı beni henüz doğmamış insanlar için ressam yapmıştır’’
dedi Vincent akıl hastanesinde kendisini ziyarete gelen din
adamına..Kim bilir belkide haklıydı…
‘’Acı duymak gülmekten iyidir,zira acı insanın yüreğini acıtır.İnsanları
diri diri gömercesine kilitleyip çevrelerinde duvarlar örenin ne olduğu
bilinmez ama yinede bir takım duvarların , tel örgülerin,demir
parmaklıkların varlığı hissedilir.Bütün bunlar bir kuruntu ,bir hayal
midir? Sanmam…’’
Daha Fazla Göster

Seda Topak

Influencer

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı