Köşe Yazıları

BEYNİMİZ VE ÖĞRENME

İnsan beyni sürekli öğrenen, öğrendikçe de değişen bir organdır. Günlük olumsuzluklar, hayal kırıklıkları, üzüntüler aslında beyin gücünü zayıflatan yaşantılardır. Peki bu olumsuzluklardan nasıl kurttulabiliriz? Beynimizi öğrenmesi için nasıl rahat bırakabiliriz?

İnsanın yaşadığı çevre, aile yapısı, aldığı eğitim ve anne babasının kim olduğu gibi unsurlar, beynin farklılaşmasına neden olur. Ancak geleneksel okul öğretimlerinde  her beynin aynı olduğu düşüncesinden yola çıkarak dersler öğretilmektedir. Anne-babalar çocuklarını bir başkasıyla kıyaslar. Öğretmen sınıfta öğrettiği bilgilerin, her çocuğun aynı derecede öğrenmesini ister. Ancak bu durum beynin biyolojik yapısına terstir. Peki her çocuğun öğrenme biçimi ve zamanı farklı ise okullardaki bu sistem ne kadar doğrudur? Bu durumla ilgili ne yapılabilir?

* Öncelikle eğitimi veren kişiler her beyin yapısının farklı işlediğini bilmeli.

* Özellikle okula yeni başlayan çocuklardan okuma yazmayı öğrenilmesi beklenir. Okuma yazmaya geçemeyen çocuklar üzerinde anne-baba, öğretmenler psikolojik baskı kurabilir. Fakat bu baskı çocukların beyinlerinin zarar görmesinden başka bir işe yaramaz.

* Okullarda sınıflar düzenlenirken yaşa bağlı olması da beynin işleyişine terstir. 4. sınıfta olan  bir çocuğun beyin biyolojisi belki de 3. sınıf seviyesinde olabilir ya da tam tersi 5. sınıf seviyesinde de olabilir. Bu nedenle sınıflar düzenlenirken daha esnek olunabilir.

* Daha küçük, samimi sınıflar daha iyi öğrenme imkanı sağlayacaktır. Bir sürü sıra ve bir öğretmen masası düzeninden kurtulmalı. Daha samimi, daha sıcak ortamlar hazırlanabilmelidir.

* Bir bilgi her çocuk için farklı zamanlarda öğrenilebilir. Bunu bilip daha esnek olmak, daha sabırlı olmak, kişileri zihinsel engelli olarak düşünmemek gerekir.

* Bireysel öğretim planlanmalı. Her öğrenci için farklı bir öğrenme stili geliştirilmelidir.

 

Unutmayın, öğrenmemiz için duygularımızın da harekete geçmesi gerekir. Peki öğrenirken duygularımızı nasıl devreye sokabiliriz ?

* Sınıfta küçük kutlamalara yer verilmeli. Özellikle doğum günleri unutulmamalı. Fakat kutlamalar dersin başında ya da sonunda olmamalı. Çünkü dersin başında ya da sonunda öğrenciler yoğun duygu içindedirler. En doğru zaman dersin ortasıdır. Ayrıca kutlamalar çok uzun olmamalı. Bunun amaç değil, öğrenmek için bir araç olduğu unutulmamalı.

* Sınıf stresli olmamalı. Çünkü stres öğrenmeyi zorlaştırabilir.

* Sınıf içi tiyatro ,sunum gibi aktivitelere yer verilmeli. Bu aktivitelerde çocuklar kaygı, heyecan, mutluluk gibi birçok duyguyu birden yaşayacaktır.

* Söz alırken işaret parmağı kaldırmak yerine ismiyle hitap edilebilir. Çünkü işaret parmağı halk dilimizde bir tehdit anlamına gelebiliyor.

* Duygusal açıdan aç olan çocuklar, okula geldiğinde bir de ders dinlemek, dersi anlamak zorunda kalabiliyor. Bunu önlemek için eğitim veren insanların her çocuğu ayrı değerlendirmeli ve çocuğa göre hareket etmelidir.

* Düzenli olarak sıra arkadaşı değiştirilmeli. Bu sayede sınıf içi gruplar yok edilebilmektedir. Daha önce hiç konuşmadığı arkadaşı ile tanışma fırsatı bulunabilmeli ve belki de ondan çok fazla şey öğrenebilir. Bunun yanı sıra bir sınav esnasında çocuk hatırlamadığı bir konu olduğunda, o arkadaşının yanında oturduğunu düşünür ve bu sayede daha kolay hatırlayabilir. Çünkü beynimiz seçicidir. Her gün aynı şeyi yaptığımızda çoğu şeyi hatırlamayabiliriz. Fakat değişik, önemli bir şey yaşadığımızda hatırlamak daha kolay olacaktır. Örneğin; 2 gün önce yediğimiz yemeği hatırlayamazken okula ilk başladığımız günü hatırlarız. Bu yüzden sadece sınıflar öğrenmek için değil, okulun koridorları, bahçeler de öğrenmek için kullanılmalıdır.

 

Duygusal yönden güçlü olduğumuzda daha sosyal, daha öğrenmeye meraklı oluruz. Bu da hem kendimizi iyi hissetmemize, hem de çevremizdekilerin iyi hissetmelerine olanak sağlayacaktır. Aile içi toplumsal iletişim duygusal yönümüze, duygusal yönümüz ise kaliteli öğrenmeye yol açar. Bu durumda aileler neler yapabilir ?

* Çocuğunuzla her gün en az 30 dakika ona değerli hissettirerek vakit geçirin.

* Geçirdiğiniz zamanı çocuğunuzu disipline etmek için değil, derin duygusal bağ kurmak için kullanın. Onu eleştirmeyin, yargılamayın.

* Çocuğunuzun olumlu davranışlarını anında pekiştirin. Olumsuz davranışının üzerine çok sorgulamayın, görmezden gelin.

* Siz az konuşun, onun konuşmasına izin verin. Böylece onun duygu ve düşüncelerini kolaylıkla anlamak için fırsat vermiş olursunuz.

* Çocuk da olsa onun görüşlerine saygı duyulmasını ister. Onun görüşlerine saygı duyun.

* Onunla zaman geçirirken ses tonunuza, göz temesınıza dikkat edin.

* Çocuğunuzza fiziksel temasta bulunun. Ona sarılın, öpün, elini sıkın.

 

 

Daha Fazla Göster

Fatma Akkül

Psikolog

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı