Köşe Yazıları

Depresyon Nedir? Neden Ortaya Çıkar?

Depresyon bütün bozukluklar içerisinde en çok karşılaşılan bir bozukluktur. “Depresyon” terimi; çökkünlük, kendini kederli hissetme, bireysel ve sosyal aktivitelerin belirgin oranda azalması gibi ruh halini tanımlayan bir kavram olarak kullanılmaktadır. Depresyon, çeşitli belirtileri olan (karamsarlık, ümitsizlik, özgüven eksikliği, değersizlik, olaylarda devamlı kendisini suçlama, yeme ve uyku problemleri, fiziksel ağrı, hobilere karşı ilgisizlik) belirli olaylara bağlı ortaya çıkabilen çökkünlük halidir. Elbetteki, zaman zaman görülen; umutsuzluk, mutsuzlukla paralel düşünce duygulara sahip tüm kişilere depresyondadır demek doğru olmayabilir. Bireyler hayatları boyunca birçok güzel ya da güzel olmayan, hatta zorlayıcı hayat olayları ile karşılaşabilirler ve belli bir dönem, sürekli umutlu hallerinden çıkabilirler. O dönemi yalnız, kendi başına, belki mutsuz olarak geçirmeyi de isteyebilirler. Ancak bu durum bir süreç ve ölçülebilir, kişiler arasında değişen belli bir zaman dilimi alan bir durumdur. Sürekli değildir. Depresyon tanısı alan bireyler için bu süreç en az iki hafta sürer ve günlük işlevselliği ciddi derecede etkiler. Öz saygının azalmasına ve çöküklüğe sebep olur.

Depresyon bozukluğu, her bireyde aynı belirtileri göstermez. Her bir depresyon epizodu farklı yoğunlukta meydana gelebilir. Belirtilerin yaygınlığı, biçimi ve yoğunluğu, depresyon bozukluğunun yoğunluğunu belirler. DSM-IV-TR depresyon bozukluğunu hafif, orta ve şiddetli olmak üzere üç grupta belirtmiştir. Depresyon her yaşta görülebilen, tekrarlama olasılığı yüksek olan bir duygu durum bozukluğu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bazı çalışmalar gösteriyor ki tükenmişliğe bağlı olarak yapılan iş ve sunulan hizmetin kalitesinde düşüş ve bireyde psikolojik ve fizyolojik problemler ortaya çıkmaktadır. Psikosomatik bozukluk semptomlarının ortaya çıkışı veya var olan hastalığın seyrinde olumsuz yönde gidişat, depresif yakınmalarda artış, işten ayrılma, yetersiz iş doyumu, uykusuzluk, konsantrasyon eksikliği, mide-bağırsak problemleri, sosyal soyutlama, cinsel isteğin azalması, uyuşturucu ve keyif verici maddelere yönelim bu sorunlardan bazılarıdır. Normal şartlarda depresyon, geçici ve sık karşılaşılan bir ruh hali şeklinde tanımlanabilir. Çoğu zaman herhangi bir müdahale olmadan kendi kendine geçer. Depresyonun bireylerde yarattığı etkileri değişkendir. Kültürden kültüre göre de farklılıklar gösterir. Belirtilerin uzun süre devam etmesi durumunda ve günlük işlevselliği ciddi derecede etkilemesi durumunda ruhsal bozukluk olarak nitelendirilir.

Depresyonun Risk Faktörleri
Yaş:
Depresyon bozukluğu çoğunlukla orta yaş grubundaki kişilerin hastalığıdır. Ortalama başlangıç yaşı 40’dır. Hastaların büyük bir çoğunluğu 20-50 yaş aralığındadır. Yapılan çalışmalarda çocuklarda ve yaşlılarda depresyonun daha az görüldüğü saptanmıştır. Ancak son yıllarda değişen sosyokültürel yapı nedeniyle yaşlılarda depresyon oranının arttığı gözlenmiştir. Depresyon kadınlarda 35-45 yaşlarında, erkeklerde ise 55-70 yaşları arsında pik yapmaktadır.
Cinsiyet:
Birçok psikiyatrik hastalıkta olduğu gibi majör depresif bozuklukta kadınlarda erkeklere göre daha fazla ortaya çıkmaktadır. Cinsiyete dağılımına bakıldığında meydana gelen bu değişiklik genç ve orta yaş grubunda daha çok anlaşılmaktadır. Genç-orta yaş grubu depresyon açısından daha risklidir. Bu farklılığın nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte yapılan çalışmalarda endokrin sistemin neden olabileceği üzerinde durulmuştur. Ancak kadınlarda premenstrüel ve postpartum dönemde depresyon riskinde artış olup menopoz döneminde herhangi bir risk artışı yoktur. Kadınların depresyondan daha fazla etkilenmelerinin nedenleri arasında; sosyal konumlarındaki güçsüzlük, özel yaşamlarındaki sorunlar, iş yükü ve eşitsizlikler sayılabilir . Her beş kadından biri hayatlarının bir döneminde depresyonla baş başa kalmaktadır. Depresyon; hamilelik, doğum, lohusalık gibi doğum öncesi ve doğum sonrası  süreçleri kapsayan 18-44 yaş arası kadınlarda maluliyetin önde gelen nedenlerinden biridir.
Genetik etkenler:
Depresyon ile genetik etkenler cinsiyetler arası farklılık göstermemektedir. Ailede özellikle birinci dereceden akrabada depresyon öyküsü olması kişinin depresyon riskini 2-3 kat arttırmaktadır.
Medeni durum:
Depresif bozukluk tek başına kalan kişilerde veya evliliğini sona erdiren bireyler arasında çok büyük oranda izlenmektedir. Tek başına kalan annelerde, evli olan bireylere göre, depresyonun ortaya çıkma olasılığı iki misli kadar fazladır. Evli erkekler en düşük risk grubunu oluştururken, sırasıyla; evli kadınlar, yanlız yaşayan ve eşi ölmüş kadınlar, yalnız yaşayan eşi ölmüş ya da boşanmış erkekler, boşanmış kadınlar şeklinde artan oranda risk gruplarıdırlar. Evli olanlarda, evlilik ilişkilerinin kötü olması da depresyon riskini arttıran bir faktördür.
Sosyoekonomik durum:
Önceki yıllarda depresyon risk grubu içinde çok fazla değerlendirilmeyen sosyo-ekonomik faktörler, son yıllarda yaşanan küresel ekonomik sorunlar, işsizlik gibi faktörler nedeniyle daha fazla göz önüne çıkmıştır.
Eğitim:
Hem bizim ülkemizde hem de dünyada yapılan birçok araştırmada eğitim düzeyinin düşük olmasından kaynaklı olarak psikiyatrik bozuklukların meydana gelmesinde risk faktörü olarak belirtilmiştir.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı