Sadakatin ve Onurun Adı Zenci Musa
Bugün sizlere yalnızca bir askerin değil, bir karakterin, bir sadakatin, bir inancın hikâyesini anlatacağım. Tarihin arka sayfalarında kalmış, fakat milletin hafızasında yaşayan bir isimden söz edeceğim.

Şairin de dediği gibi:
“Eşref Bey’in emir eri, Zenci Musa,
İsa Peygambere omuzlarını ödünç verir,
Ve peygamber bu sayede göğe tırmanabilir!”
Sudan’dan Cephelere Uzanan Bir Ömür, Kimdir Bu Zenci Musa?
Zenci Musa iri yapılı, iri siyah gözlü, kıvırcık saçlı bir çocuk olarak 1880 yılında Sudan’da dünyaya geldi. Babası kendisi küçük yaştayken öldüğünden dedesi tarafından büyütüldü. Dedesi Musa’yı daha iyi yetişmesi için Kahire’ye götürdü Musa burada Türkçesini geliştirdi. Arkadaşları ona küçük yaşlardayken “Zenci Musa” demeye başlamışlardı. Musa ileri ki yaşlarında iki metre boyunda çok güçlü bir yiğit bir delikanlı oldu. Mısır Hidivi’nin kuzeni Prens Ömer Tosun Paşa’nın hizmetine girip bir süre orada çalıştı.
Eşref Bey’in Yanında Cepheden Cepheye
Zenci Musa, Mısır’dayken Osmanlı-İtalya arasında Trablusgarp Savaşı çıkınca bu savaşa asker olarak yazıldı. 1911-1912 yıllarında Kuşçubaşı Eşref İtalyanlara karşı Derne Cephesi’nde savaşırken Zenci Musa ile bir talim sırasında tanıştı. Kuşçubaşı Eşref, onu kendisine emir eri yaptı. Trablusgarp, Balkan, Çanakkale ve Kudüs cephesinde birlikte savaştılar. 1915 yılında Süveyş Kanalı’na karşı girişilen taarruz sırasında gösterdiği kahramanlıkla şöhret sahibi oldu. Enver Paşa onu her gördüğünde iltifat etti.
Yemen’e Ulaşan Altın ve Tek Başına Bir Direniş
Kuşçubaşı Eşref ve Zenci Musa, 43 kişilik bir ekiple Yemen’deki Türk birliklerine yardım için yola çıktı. Yanlarında Enver Paşa’nın gönderdiği 300 bin altın vardı. 2500 kişilik İngiliz-Arap kuvvetiyle yapılan savaş tam bir gün sürdü. Çatışmada Kuşçubaşı Eşref ve iki askeri dışında hepsi şehit oldu. Kuşçubaşı Eşref ağır yaralı olarak İngilizlere esir düştü. İngilizler, halka korku vermek için onu bir kafese kapatıp Mekke sokaklarında dolaştırdılar. Zenci Musa gecenin karanlığından yararlanarak yaralı olarak kurtuldu. 7. Ordu gelen yardımdan umudunu tam kesmişken, Zenci Musa yardımı tek başına İngiliz kuvvetlerine rağmen 300 bin altını Yemen’de savaşan Osmanlı Komutanı Ahmet Tevfik Paşa’ya teslim etmeyi başardı.
İşgal Altındaki İstanbul’da Onur İmtihanı
Savaş sonrası İstanbul’a geldi ve Karaköy Gümrüğü’nde hamallık yapmaya başladı. Karaköy rıhtımında hamallık yaparken İşgal kuvvetleri komutanı General Harrington’ın, İstanbul’da Galata gümrüğünü gezdiği sırada, kendisine “İşte 300 bin altını Yemen’e kaçıran Zenci Musa bu” denildiğinde hemen onun yanına gidip şöyle dedi:
“Eğer bizimle çalışırsan seni altına boğarım.”
Zenci Musa’nın bu sözlere karşı verdiği cevap tarihe geçen cinstendi. Bu cevap sanki bin yıldır İslam Medeniyetine bayraktarlık yapmış bir milletin cevabı idi:
“Her teklif herkese yapılmaz. Bu sözleriniz beni ancak rencide eder. Benim bir devletim var: Devlet-i Osmani, bir bayrağım var: ay-yıldızlı bayrak, bir kumandanım var: Eşref Bey. Bu iş daha bitmedi, sizinle mücadelemiz devam edecek…”
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; Zenci Musa bu sözü ile aslında İngilizlere tarihi bir ders vermekteydi. Çünkü işgal ettikleri zannettikleri İstanbul’da misafir olarak geldiklerini ifade etmekteydi. Biz ve bizden sonra ki nesiller “Bu iş daha bitmedi” diye düşünebilen ve bunu işgalcilerin en yüksek rütbelisinin yüzüne haykıran bir adamı anlayabilirsek işte o zaman gerçek bir yurtsever olabiliriz.
Bir Milletin Hafızasında Yaşayan Adam
Zenci Musa, Trablusgarp’tan Balkan Savaşına, Çanakkale’den Kudüs’e, Yemen’den İstiklal Harbine kadar yangın neredeyse oraya koşmuş bu millet için canla başla mücadele etmiş bir yiğitler sultanıdır. Zenci Musa’yı bize tanıtan, onu yazmayı, onun yaptıklarını, bizlere aktarmayı en mukaddes bir görev bilen Mehmed Niyazi Bey’dir.
O, büyük işlerin ancak, büyük potansiyel sahibi insanların birlikte çalışmasıyla başarılabileceğini çok iyi bildiği için, bize sunulan kronolojik kalıplara itibar etmemiş, tarihimizin arka planına ve yapıcılarına ışık tutarak ufkumuzu genişletmeye çalışmıştır. Sergiledikleri fedakârlıklarla tarihimizin yapıcısı olmuş insanlara haklarını teslim etmek, onlara düşünce dünyamızda layık oldukları yeri vermek hepimizin görevidir.
Mehmet Akif’in dilinden Zenci Musa
İstiklal şairi Mehmet Akif 1916’da Arabistan’da necidçölünde Alhayl’de bulunan İbn el Reşid’e gitmekte olan kafileye katıldığı sırada Sudanlı Zenci Musa’yı tanıma fırsatı bulur. “Ona bakıp da hayran kalmamak imkânsızdır” sözlerine şu mısralar eşlik eder:
“Eşref bey’in emir eri, Zenci Musa,
İsa peygambere omuzlarını ödünç verir,
Ve peygamber bu sayede göğe tırmanabilir!”
Ayrıca;
“Eşref Bey’in emir eri Zenci Musa, Omuzundan arşa yükseldi nebi İsa” diyerek Safahat’ına dâhil ettiği Zenci Musa sadece Safahat’ta değil hepimizin gönlünde başköşede ağırlanmaya layık bir kahramandır.
Son dönem tarihimizde pek çok efsanevi şahsiyet yetişmiştir; İslam felsefesiyle dizayn edilen Osmanlı Devleti’ni ayakta tutabilmek için katlanmadıkları fedakârlık, göze almadıkları tehlike kalmamıştır. Hepsinin amacı “Biz ölebiliriz, fakat bu ümmet yaşasın” düşüncesiydi. Hayatlarının baharlarından itibaren belki bir gün kendileri için yaşamadılar; pek çoğu canını, kimisi gençliğini gelecek nesillere verdiler.
Zenci Musa ve arkadaşları, fedakârlık dolu hayatları ve feragat timsali kişilikleriyle adeta bu toplumun vicdanı olmuşlardır. Zenci Musa çok onurlu ve gururlu bir kişiliği vardı. Osmanlı Devleti’nin kendisine bağlamak istediği emekli maaşını, ben düşkün değilim çalışır geçimimi sağlarım diyerek reddetti. Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi’ne yerleşti. Burada 1919 yılında veremden vefat etti. Mezarı, Özbekler Tekkesindedir. Bavulundan bir Kur’an, Osmanlı haritası, komutanı Kuşçubaşının fotoğrafı ve kefen bezi çıktı.
Not: Daha fazla kahramanın hayatına tanıklık etmek isteyen okurlarıma, Cumhuriyetimizin 100. yılına özel olarak çıkardığım “Parolamız Ya İstiklal Ya Ölüm” kitabımı tavsiye ederim.



