Köşe Yazıları

Meselesiz Yaşayamayız!

Bazen bir yazı, aradan geçen onca yıla rağmen güncelliğini yitirmez. Namık Kemal’in İbret Gazetesi’nde kaleme aldığı “Meselesiz yaşayamayız!” başlıklı yazısı da işte tam olarak böyle bir metindir. Görünürde Bulgar, Rum ve Ermeni cemaatleri etrafında şekillenen olaylara dair bir değerlendirme gibi dursa da, satır aralarında çok daha derin bir toplumsal hiciv barındırır.

Namık Kemal’e göre mesele, yönetimin sorunları çözme gayreti değildir. Asıl mesele, toplumun meselesiz kalma korkusudur. Zira o, ince bir alayla şunu söyler:

İnsanlar kin ve garez olmadan ne yapacaktır?

Akşam meclislerinde kime sövülecek, kimi suçlayacak, kimin üzerinden eğlenilecektir?

Yazar, yönetimin “bütün meseleleri ortadan kaldırma” niyetini, neredeyse toplumsal bir felaket gibi sunar. Çünkü ona göre meseleler, toplumun mabihil hayatıdır; yani hayat damarlarıdır. Sorunlar biterse, tartışmalar da bitecek, tartışmalar biterse hayatın tadı kaçacaktır.

Bulgar meselesi buna en güzel örnektir. Bulgarlar için bir egzarklık (prenslik) kurulmuştur; görünürde mesele çözülmüştür. Ama Namık Kemal sorar:

“Bulgar kardeşlerimiz deli mi? Hiç meselesiz yaşayabilirler mi?”

Elbette hayır. Bir kısmı egzarka, bir kısmı patriğe bağlanır; böylece çözümden yeni bir mesele doğar.

Rum cemaatinde durum farklı değildir. Patrik etrafında toplananlar ve ona itaat etmeyenler derken, yeni ayrılıklar ve yeni ihtilaflar kapıdadır. Hükümet isterse içki yasağı koysun, düzenleme yapsın; insanlar yine bildiklerinden şaşmayacaktır. Çünkü mesele üretmekte üstlerine yoktur.

Ermeni Katoliklerinde ise tablo daha da karmaşıktır. Yeni seçilen patriğin aforoz meselesi, Hason Efendi etrafında toplananlar, papanın otoritesine inananlar… Bir mesele çözülürken iki, hatta üç yeni mesele doğar. Namık Kemal bu durumu, mitolojideki Hydra canavarına benzetir:

Bir baş kesilir, yerine yedi baş çıkar.

Bu köşe yazısında asıl hedef alınan ne Bulgar’dır, ne Rum, ne de Ermeni. Asıl hedef, insanın ve toplumun bitmeyen ihtilaf tutkusudur. Namık Kemal, mizah ve ironiyle şunu anlatır:

Sorunlar bazen çözülmediği için değil, çözülmesi istenmediği için var olur.

Aradan geçen yıllara rağmen bu yazıyı okurken insan ister istemez durup düşünür:
Acaba biz gerçekten meselesiz yaşayabilir miyiz?

Yoksa bir mesele bitince, yerine yenilerini koymayı çoktan öğrenmiş miyiz?

Çevrenize şöyle bir bakın (akrabalarınıza, dostlarınıza, iş arkadaşlarınıza vs.) bu insanlar birbirini meselesiz bırakıyor mu?

Hoşçakalın

Not: Ziya Paşa’nın “Meselesiz Yaşayamayız” adlı makalesini, Deniz Yayınevi’nden yeni yayımlanan Ulu Çınar’ın Gölgesinde: Osmanlı’nın Çöküş Hikâyeleri – Yıkılıştan Yeniden Doğuşa adlı kitabımda bulabilirsiniz.

Daha Fazla Göster

Abdullah Şahin

Tarihçi – Yazar

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı