Köşe Yazıları

İHTİYAR DELİKANLI HAMLET

Ve sonunda İngiltere’de Koronavirüs salgını boyunca karanlığa ve yalnızlığa mahkum edilen tiyatrolar; perdelerini yeniden, büyük bir sevinç ve heyecanla açtılar. Biraz farklı da olsa özledikleri seyircilerine kavuştular.

Özellikle dünyaca ünlü Londra’nın tiyatroları, müzikalleri ile ünlü West End bölgesi yeniden renkli, eğlenceli ve hayallerle ve heyecanla dolu oyunlarıyla, salgından dolayı sessizliğe bürünen günlerini geride bırakan tiyatrolarına tekrar kavuştu. Oyuncularda, izleyicilerde heyecanla ve umutla bugünü bekliyorlardı.

Ben de iyi bir tiyatro izleyicisiyimdir ve cok şanslıyım ki Londra’da yaşıyorum ve bunun avantajlarını da görüyorum.

Dünyanın en ünlü oyun ve müzikalleri sahneleniyor West End’de ve bunlarda Hollywood yıldızlarını, TV starları ve ünlü şarkıcıları izleme şansına sahip oluyorum. Hatta yolda yürürken, oyununu bitirmiş, izleyicilerine imza dağıtan Jude Law ile karşılaşmışlığım, birlikte fotoğraf çektirmişmişliğim bile var.

Jude Law o zamanlar Sheakspeare’in ünlü eseri Hamlet’i oynuyordu. Kaçırmıştım izleyememiştim ama yıllar sonra Hamlet’i yine dünyaca ünlü bir isimden izleme şansına sahip oldum. İhtiyar delikanlı Ian McKellen oynuyordu Hamlet’i.

Evet yanlış okumadınız. 30’lu yaşlarda olduğu düşünülen Danimarka prensi Hamlet’i 82 yaşındaki Ian McKellen canlandırdı. Tıpkı oyunun, oyundan da ünlü “olmak ya da olmamak bütün mesele bu” repliğindeki “olmanın” tam olarak anlamını bize inanılmaz, nefes kesici oyunculuğu ile gösterdi.

Enerjisine, dinamiğine, oyunculuğuna hayran kalmamak elde değildi gerçekten. Anne babasını canlandıran oyuncuların kendisinden küçük olmaları garip bile gelmedi bu muhteşem oyunculuk karşısında.

Bu arada oyun Londra’da, meşhur West End’de değildi. Kraliçenin ikinci adresi olan o yüzden de oldukça popüler olan Windsor’da idi. Windsor Tren ile Londra’ya sadece 1 saat uzaklıkta, güzel, çok turistik ve Kraliyet kokan bir şehir.

Önce biz de biraz turistik bir gezi yapıp, sonra uzun süre Türkiye’de olduğum için yiyemediğim ve özlediğim, İngiltere’nin en ünlü ve kendine has parmakla sayılı yemeklerinden biri olan Fish & Chips (balık ve patates kızartması) yedikten sonra, üzerine yine özlediğim tadlardan biri olan buz gibi Cider’ı (elma birası) içip tiyatronun yoluna koyulduk. Sosyal mesafe kuralları ve maskelerimiz ile salondaki yerlerimizi alıp Danimarka Kraliyet ailesinin ve ihtiyar delikanlı Hamlet’in intikam planlarını izlemeye daldık.

Güzel, sağlıklı ve sanat dolu günler diliyorum.

Daha Fazla Göster

İlkgül Karaca

Gazeteci / Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı