Köşe Yazıları

Derdi Olan Neylesin?

Sevgili okurlar,

Gerçek aşk nedir? Gerçekten sevebiliyor, sevgimizi hakkıyla gösterebiliyor muyuz?

Asırlardır aşk üzerine sayısız söz söylendi, binlerce şiir yazıldı, kütüphaneleri dolduran eserler kaleme alındı. Her insanın yüreğinde ve zihninde kendine özgü bir aşk tarifi vardır. Kimine göre fedakârlık, kimine göre sadakat, kimine göre ise vazgeçememektir aşk.

Fakat bugün sizlere şu soruyu yöneltmek istiyorum: Günümüzün hızlı tüketilen ilişkileri, bir mesajla başlayıp tek bir dokunuşla sona eren duygular gerçekten aşk mıdır? Yoksa adına aşk dediğimiz şey, aslında geçici bir heyecandan mı ibarettir?

Gelin, bu sorunun cevabını aramak için zamanda bir yolculuğa çıkalım ve Osmanlı’nın o heybetli, bakışıyla cihanı titreten hükümdarı Yavuz Sultan Selim’in otağına konuk olalım.

Hikaye bu ya; Yavuz, Doğu seferini bitirip Memlükler üzerine yürümüş; Mercidabık ve Ridaniye zaferlerinin ardından halifeliği alıp “Hadimü’l-Haremeyn” (Mekke ve Medine’nin hizmetkarı) unvanına erişmiştir. Mısır’da ordunun dinlenmesi ve düzenin sağlanması için hünkar otağı kurulur. Otağın temizliğinden sorumlu tutulan ise kimselerin dikkat etmediği, görevini sessizce yapan gencecik bir cariyedir.

Kural nettir: Padişah otağdan çıkacak, cariye içeri girip temizliği yapacak ve hükümdar dönmeden orayı terk edecektir.

Ancak kader bu ya; günlerden bir gün padişah henüz çıkmadan cariye otağa gelmek zorunda kalır. Ve işte o an… Bakışları, Osmanlı’nın o heybetli hükümdarına takılır. İlk görüşte düşer gönlüne o yakıcı ateş. Artık cariye için günler geçmek bilmez. Sırf onu uzaktan da olsa bir anlığına görebilmek için her sabah erkenden otağın yolunu tutar. Ama aşk bu, içte tutulduğunda büyüyen, büyüdükçe sahibini kavuran bir kor. Dayanacak gücü kalmaz kızcağızın.

Sonunda canına tak eder. Karşısındaki koca cihan padişahıdır; bir kelimesiyle kellesinden olabilir. Ama sevdası, korkusunu yutar. İşini bitirdikten sonra eline küçük bir kağıt parçası alır, hislerini sığdırdığı o ilk adımı atar ve notu padişahın yastığının altına gizler:

“Derdi olan neylesin?”

Akşam otağına dönen Yavuz Sultan Selim, başını yastığa koyduğunda kağıdın hışırtısını duyar. Notu okuyunca şaşırır önce. Sonra düşünür; buraya kendinden başka bir tek o temizlikçi cariye girmektedir. Hükümdar, zekasıyla durumu çözer ve kağıdın altına o meşhur cevabı yazıp bırakır:

“Derdi olan söylesin.”

Uykusuz geçen bir gecenin ardından sabah endişeyle otağa gelen cariye, yastığın altındaki cevabı görünce sevinçten havalara uçar. Cihan padişahı ona ses vermiştir! Hemen cesaretini toplayıp kağıda bir not daha ekler:

“Korkuyorsa neylesin?”

Akşam olup da notu tekrar eline alan Yavuz, bu gizemli sevda oyununu sürdürür ve cariyeye o son kapıyı açar:

“Korkmasın, söylesin.”

Ertesi gün gelir… Hükümdar aslında her şeyin farkındadır ama bu cesur yüreği kendi ağzından dinlemek ister. Akşam otağına adım attığında, cariyeyi kendisini beklerken bulur. Karşısına geçer, gözlerinin içine bakarak sorar: “Anlat bakalım kadın, derdin nedir senin?”

Zavallı kızın dili tutulur, dizlerinin bağı çözülür. Göğsünün içinde çırpınan o küçük kalbi, bir yanda koskoca hükümdarın heybetine, diğer yanda günlerdir içinde taşıdığı o devasa aşk ateşine daha fazla dayanamaz. Ve tam orada, sevdiğinin gözlerinin önünde son nefesini vererek yere yığılır…

Cihanı dize getiren Yavuz Sultan Selim Han, bu karşılıksız ve adsız sevdalının cansız bedeni karşısında gözyaşlarını tutamaz. Yanından ayırmadığı sırdaşı Hasan Can’a döner ve tarihe kazınan şu sözleri fısıldar:

“Gerçek aşkı şu cariyeden öğrenin. Zira aşık, maşukunun yolunda olur ve o yolda ölür…”

Sevgili okurlar,

Bu kıssanın tarihî yönü gerçekliği zaman zaman tartışılsa da, verdiği mesaj asırlardır dilden dile aktarılmaktadır. Çünkü burada anlatılan yalnızca bir sevda hikâyesi değildir. Asıl anlatılan; karşılık beklemeden sevebilmek, sevdiği uğruna korkusunu yenebilmek ve aşkı gösterişten uzak, sessiz bir sadakatle yaşayabilmektir.

Bugün ise aşk, çoğu zaman birkaç mesajın içine sığdırılmaktadır. Bir “çevrim içi” işaretiyle başlayıp bir “engelle” tuşuyla sona erebiliyor. Oysa gerçek aşk; sabırdır, emektir, sadakattir. Bazen konuşmadan anlaşabilmek, bazen de tek bir cümleyi söyleyebilmek için ömrünü ortaya koyabilmektir.

Belki de bu yüzden Yavuz Sultan Selim’in otağında yaşandığı varsayılan bu hikâye, bize aşkın tarifini değil; nasıl yaşanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Aşkla kalın…

Daha Fazla Göster

Abdullah Şahin

Tarihçi – Yazar

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı