Köşe Yazıları

HASAN SABBAH’IN CENNETİ VE ALAMUT KALESİ

Sevgili okurlarım, bugün sizlerle Türk tarihinin en ihtişamlı imparatorluklarından biri olan Büyük Selçuklu Devleti’ne ve onun en kudretli hükümdarı Sultan Melikşah dönemine doğru bir yolculuğa çıkalım.

Türk tarihinin yetiştirdiği o büyük komutanın, Sultan Alparslan’ın oğlu olan Melikşah, tıpkı babası gibi güçlü bir karaktere ve sarsılmaz bir iradeye sahipti. Zaten onun hükümdarlığında Selçuklu, en görkemli ve en parlak günlerini yaşadı. Ne var ki Melikşah’ın kaderi, devletin kaderiyle adeta kenetlendi; onun trajik bir suikastla hayata veda etmesi, bu koca çınarın gerileme sürecini de başlatmış oldu. Ancak bu devir, sadece fetihler ve savaşlarla değil, yetiştirdiği olağanüstü figürlerle de tarihe damgasını vurdu.

Gelin şimdi asıl meselemize, tarihe mal olmuş bu isimlere odaklanalım.

Dönemin Üç Kafadarı

Aynı mahallede büyüyen, aynı medrese sıralarını paylaşan, gerektiğinde aynı kaptan yeyipiçen üç kader arkadaşı: Nizamülmülk, Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah

Ne gariptir ki aynı iklimde yetişen bu üç dostun yolları da kaderleri de bambaşka yönlere savruldu:

Nizamülmülk, devlet aklı ve idari alanda derinleşerek Selçuklu’nun en tepe noktasına, veziriazamlık makamına kadar yükseldi ve devleti yöneten büyük bir devlet adamı oldu.
Ömer Hayyam, kendini bilime ve sanata adadı. Çağının en büyük matematikçi ve astronomlarından biri olmakla kalmadı; kaleme aldığı rubailerle nesiller boyu dilden dile aktarılacak devasa bir şair olarak ölümsüzleşti.
Hasan Sabbah ise zekasını din ve siyaset alanında bir silaha dönüştürdü. Fakat ne yazık ki bu keskin zekayı insanlığın yararına değil, kendi karanlık emelleri uğruna kullandı.

Dini bilgisiyle adından söz ettirdikten sonra kendi örgütlenmesini kuran Hasan Sabbah, ününü yaymak ve kendine sarsılmaz bir üs kurmak amacıyla o dönem Bağdat yakınlarında zapt edilmesi imkansız gözüken Alamut Kalesi’ni ele geçirdi. Burayı kısa sürede kendi öğretilerinin merkezi haline getirdi.

Gücünü artırmak için gece gündüz entrikalar tasarlayan Sabbah, iddiaya göre Selçuklu’nun en birikimli alimlerini bir şekilde kendine bağlayarak onları davetini yayan propagandacılara, yani “daî”lere dönüştürdü. Deyim yerindeyse dönemin en tehlikeli yapısını inşa eden kişi oldu.

Ancak Hasan Sabbah bununla da yetinmedi; gözünü çok daha karanlık bir plana dikti.

Cennet Anahtarı ve Haşhaş Tuzağı

Dönemin en yetenekli, gözde gençlerini ağına düşürmek için onları Alamut’a davet etti. Zira o dönemde Alamut merak edilen bir gizem, Hasan Sabbah ise karizmasıyla tanınmak istenen bir figürdü.

Sabbah tarafından özenle seçilen 12 genç, davet günü geldiğinde koşarak kale kapısına dayandı. Birbirini tanımayan bu gençler, kalede kendilerini bekleyen ağdan tamamen habersizdi. Görevliler gelen her genci odalara aldı. Kısa bir tanışmanın ardından içeriye o merakla beklenen lider, Hasan Sabbah girdi.

Sabbah, tavırları ve konuşmasıyla gençleri ilk bakışta büyülemeyi başardı. Hepsiyle tek tek tokalaştı, babacan bir tavırla sohbet etti. Ancak bu babacan maskenin arkasında korkunç bir proje yatıyordu. Sohbetin ortasında gençlere şarap ikram etti. Fakat bu ikram sıradan bir içecek değildi; içine Selçuklu topraklarında pek bilinmeyen bir madde katılmıştı: Haşhaş…

İşte Hasan Sabbah ve takipçilerinin tarihe Haşhaşiler olarak geçmesinin arkasındaki en temel iddia da bu uyuşturucu tuzağıdır.

Gençler, sohbetin koyuluğu ve samimiyetin verdiği güvenle kadehleri bir dikişte bitirdiler. O sırada Hasan Sabbah cebinden bir anahtar çıkarıp yüksek bir sesle sordu:

“Cennete gitmek ister misiniz?”

Gençler hep bir ağızdan haykırdı: “Evet, elbette isteriz ya Hasan Sabbah!”

Sabbah cebindeki anahtarı göstererek devam etti: “İşte bu gördüğünüz cennetin anahtarıdır. Birazdan hepinizi cennetime göndereceğim.”

Uyuşturucunun etkisiyle sızan gençler derin bir uykuya daldı. Fakat hikaye henüz yeni başlıyordu; yaşananlar sadece bir fragmandı.

Alamut’un Sahte Cenneti

Hasan Sabbah planının ikinci aşaması için devasa bir hazırlık yapmıştı. Alamut Kalesi’nin alt katlarında sahte bir cennet inşa ettirmişti. Süt akan ırmaklar, envaiçeşit meyve bahçeleri ve gençlerin aklını başından alacak güzellikte kızlar bu sahte cennete yerleştirilmişti. Hatta gençlerle konuşup gizem bozulmasın diye bu kızların sağır ve dilsiz role girmesi sağlanmıştı.

Üst katta sızan 12 genç, bu sahte cennete indirildi. Bir süre sonra gözlerini açan gençler ne görsünler? Aman Allah’ım, cennetin tam ortasındalar! Bir tarafta akan ırmaklar, diğer tarafta kendilerine hizmet eden huriler… Gençler burada adeta büyülü bir zaman geçirdiler. Ardından planın devamı olarak kendilerine yine haşhaşlı şaraplar ikram edildi. Gençler yeniden derin bir uykuya daldı ve sızan bedenleri tekrar ilk odaya taşındı.

Açılan gözler, uyanan bedenler… Ama akıllar da ruhlar da o sahte cennette kalmıştı.

Hasan Sabbah, gençlerin gözündeki o kör bağlılığı görünce son hamlesini yaptı: “Evet gençler, cennetime gittiniz. Cennetin anahtarının bende olduğuna artık inandınız mı?”

Aklı uyuşturulmuş gençler yalvarmaya başladı: “Emret ya Hasan Sabbah, ne dilersen dile! Yeter ki bizi tekrar o cennete gönder!”

Sabbah aradığı adanmışlığı bulmuştu. Gençlere son emrini verdi: “Sizi tekrar göndereceğim. Ama önce kalenin en yüksek burçlarına çıkacaksınız. Aşağıda toplayacağım halka cennetin anahtarının bende olduğunu anlatacaksınız. Ardından kendinizi sonsuzluğa bırakacaksınız…

Zihinleri yıkanmış bu 12 genç, koşarak surlara çıktı. Aşağıdaki kalabalığa Hasan Sabbah’ınkudretini ve cennetin anahtarının onda olduğunu haykırdılar. Ardından, tek bir göz kırpması bile olmadan kendilerini boşluğa bıraktılar. Birer birer surlardan aşağı atladılar…

Tarihin “Fedai” adını verdiği bu adanmış müritlerin ölümün üzerine gözünü kırpmadan atladığını gören halk, dehşet ve hayranlık içinde Hasan Sabbah’a bağlandı.

Kıssadan Hisse

Kısa sürede devasa bir güce ulaşan bu örgüt, devletin en kritik noktalarına kadar sızmayı başardı. Öyle ki Sultan Melikşah’ın en yakınındaki korumalardan biri bile Haşhaşi fedaicisihaline geldi. Vakti zamanı geldiğinde verilen tek bir emirle Sultan Melikşah suikasta uğradı, büyük Vezir Nizamülmülk katledildi. Büyük Selçuklu Devleti’nin damarlarına bir kene gibi yapışan bu yapı, koskoca imparatorluğun zayıflamasına ve nihayetinde yıkılışına zemin hazırladı. Hasan Sabbah ise bu yöntemleriyle tarihin ilk büyük terör liderlerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Sözün özü sevgili okurlar; Alamut’ta yaşananlar maalesef insanlığa tam anlamıyla bir ders olmadı. Günümüzde de zihinleri uyuşturulmuş, iradesi teslim alınmış ve sahte cennet vaatleriyle kandırılan kitleler ne yazık ki aramızda dolaşmaya devam ediyor.

Zihninizi, iradenizi ve aklınızı kimsenin anahtarına teslim etmemeniz dileğiyle…

Daha Fazla Göster

Abdullah Şahin

Tarihçi – Yazar

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı