Köşe Yazıları

Toroslar’ın Geçit Vermez İradesi “Kılavuz Hatice”

Sevgili okurlar;

Çukurova’nın bereketli topraklarını çevreleyen Toros Dağları, yüzyıllardır bu coğrafyanın en güçlü simgelerinden biri olmuştur. Geçit vermeyen sarp yamaçları, zorlu iklimi ve heybetli duruşuyla Toroslar, yalnızca bölgenin doğal sınırlarını değil, insanının karakterini de şekillendirmiştir. Bu topraklarda yetişen insanlar da tıpkı Toroslar gibi metin, dirençli ve boyun eğmeyen bir ruha sahiptir.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Çukurova işgal edildiğinde, bu dağların eteklerinde yetişen yiğitler, Toroslar gibi düşmana geçit vermedi. Vatan sevgisini her şeyin üzerinde tutan isimsiz kahramanlar, kimi zaman silahıyla, kimi zaman cesareti ve fedakârlığıyla bağımsızlık mücadelesinin en önemli yapı taşlarından biri oldu.

İşte Torosların geçit vermez kahramanlarından biri de Kılavuz Hatice’dir. Adını tarihe büyük zaferler kadar güçlü bir fedakârlıkla yazdıran Kılavuz Hatice’nin hikâyesi, Çukurova’nın direniş ruhunu ve Anadolu insanının vatan uğruna neleri göze alabildiğini en çarpıcı şekilde gözler önüne sermektedir.

Bugün Adana ve Toroslar çevresinde onun adı saygıyla anılır. Çünkü yaptığı bir hareket, yalnızca bir askeri birliğin teslim olmasına değil, Güney Cephesi’ndeki mücadelenin seyrinin değişmesine de katkı sağlamıştır.

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından Güney Anadolu’da Fransız işgali başladı. Bölgede yaşayan insanlar bu durumu kabullenmedi. Düzenli ordunun henüz tam anlamıyla teşkilatlanmadığı günlerde halk kendi imkânlarıyla direniş grupları oluşturdu. Kuvayı Milliye adı verilen bu birlikler, Torosların sarp geçitlerini ve bölgenin coğrafyasını iyi bilmelerinin avantajını kullanarak işgal kuvvetlerine karşı mücadele etti.

Kılavuz Hatice de bu direnişin içinde yer aldı.

Kaynaklarda, Kilikya Millî Kuvvetleri bünyesinde Emin ve Derviş ağaların müfrezelerine gönüllü olarak katıldığı anlatılır. O günlerde cephede savaşmak yalnızca silah kullanmak anlamına gelmiyordu. Haber taşımak, yol göstermek, lojistik destek sağlamak ve düşmanın hareketlerini takip etmek de en az çatışmalar kadar önemliydi.

Bu sırada Milli Kuvvetler önemli başarılar elde etmişti. Hacıkırı, Kelebek, Durak ve Belemedik istasyonlarının ele geçirilmesiyle Fransızların Pozantı’daki birlikleri dış dünyadan büyük ölçüde kopmuştu. Hatta Belemedik’te bulunan Fransız hastanesinin ele geçirilmesi sırasında Binbaşı Mesnil’in eşi de esir alınmıştı.

Bu gelişmeler Fransız kuvvetlerini zor durumda bıraktı.

Pozantı’da kuşatma altında bulunan Binbaşı Mesnil’e üst komutanlıktan gönderilen talimatta, şartların uygun olması hâlinde kuşatmayı yararak Mersin tarafına ulaşması isteniyordu. Teslim olmak yerine bu yolu seçen Mesnil, 25 Mayıs 1920 gecesi askerleriyle birlikte gizlice harekete geçti.

Fakat Toroslar, yabancı bir ordunun kolayca yol bulabileceği bir coğrafya değildi.

Yolunu kaybeden Fransız birliği, Panzınçukuru Köyü civarında Hatice isimli bir kadın ile Kumcu Veli adındaki bir köylüyü yanlarına kılavuz olarak aldı.

İşte Kılavuz Hatice’nin hikâyesi tam da burada farklı bir anlam kazanıyor.

Fırsatını bulduğu anda Fransızların elinden kurtulan Hatice, vakit kaybetmeden Milli Kuvvetlere ulaştı. Fransız birliğinin hangi güzergâhta ilerlediğini ve Kumcu Veli’nin onları Karboğazı’na doğru götürdüğünü haber verdi.

Bu bilgi sıradan bir haber değildi. Savaşın kaderini değiştirecek kadar önemli bir istihbarattı.

Bunun üzerine Batı Kilikya Umum Komutanlığı harekete geçti. Karaisalı Jandarma Komutanı Üsteğmen Hasan Akıncı’ya düşmanın Mersin’e ulaşmasını engelleme görevi verildi.

Hasan Akıncı komutasındaki kırk kişilik Karabomba Müfrezesi, Karboğazı’nın sarp geçitlerini tuttu. Bölgenin engebeli yapısını iyi bilen Milli Kuvvetler, Fransız birliğini kuşatma altına aldı.

Çatışmalar sırasında ağır kayıplar veren Fransızlar için kaçış yolu kalmadı.

Sonunda Binbaşı Mesnil teslim olmak zorunda kaldı.

29 Mayıs 1920 tarihinde imzalanan teslim protokolüyle birlikte bir binbaşı, çok sayıda subay ve beş yüzü aşkın Fransız askeri silahlarıyla birlikte esir alındı. Üç top, makineli tüfekler ve çok sayıda silah da Milli Kuvvetlerin eline geçti.

Karboğazı Zaferi, Güney Cephesi’nin en önemli başarılarından biri olarak tarihe geçti.

Bu başarının arkasında elbette cephede savaşan askerler vardı. Ancak düşmanın yerini haber veren, doğru zamanda doğru kararı alan ve büyük bir askeri birliğin tuzağa düşürülmesine katkı sağlayan Kılavuz Hatice’nin rolü de unutulmadı.

Mustafa Kemal Paşa’nın bu başarı üzerine bölgedeki kuvvetlere gönderdiği telgrafta, “Devamlı başarılarınızı tebrik eder, size ve kahraman Kuvayı Milliyemize selam ve teşekkür ederim.” sözleri yer aldı.

Bugün bu satırlar okunduğunda dikkat çeken bir başka nokta da Kurtuluş Savaşı’nın yalnızca cephedeki askerlerin mücadelesi olmadığı gerçeğidir.

Anadolu kadını, gerektiğinde cephane taşımış, gerektiğinde yaralı bakmış, gerektiğinde istihbarat sağlamış, bazen de savaşın kaderini değiştirecek kararların alınmasına vesile olmuştur.

Kılavuz Hatice’nin hikâyesi de bunun en güzel örneklerinden biridir.

Belki onun elinde bir tabur asker yoktu. Belki büyük rütbeleri ve gösterişli üniformaları da olmadı. Fakat Torosların zorlu yollarını bilen bir Anadolu kadınının doğru zamanda verdiği bir haber, yüzlerce kişilik bir işgal kuvvetinin teslim olmasına zemin hazırladı.

Tarih bazen büyük orduların değil, doğru zamanda cesaret gösteren sıradan insanların omuzlarında ilerler. Kılavuz Hatice’nin hatırası da bize bunu hatırlatıyor. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında yalnızca cephede çarpışanların değil, vatanı için sorumluluk alan her insanın payı olduğunu gösteriyor.

Daha Fazla Göster

Abdullah Şahin

Tarihçi – Yazar

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı