Millî Mücadele’nin İlk Notaları “Havza Yolunda Bir Marş”

Değerli okurlar, bugün sizi tarihin tozlu sayfaları arasından süzülüp gelen; ancak heyecanını hâlâ ilk günkü tazeliğiyle muhafaza eden anlamlı bir ana götürmek istiyorum. Millî Mücadele’nin o kritik ilk günlerine, Samsun’dan Havza’ya uzanan meşakkatli yolculuğa…
Kazım Dirik Bey’in hatıralarında öyle bir sahneden bahseder ki, insan okurken tüylerinin diken diken olmaması gerçekten mümkün değildir.
O günlerde ne memleketin yolları ne de kullanılan otomobiller bugünkü şartlarla kıyaslanabilecek durumdaydı. Altlarında ya Ford’un meşhur (T) modeli ya da Almanlardan kalma Benz otomobiller bulunuyordu. Ancak ne çare; hem makineler yorgun hem yollar oldukça bozuktu. Araç sık sık duruyor, arızalanıyor; yolcular ise tamir edilmesini bekleyip yeniden yola koyuluyordu.
Kazım Bey, o günleri anlatırken yanında bulunan otuz sekiz yaşındaki muzaffer kumandan Mustafa Kemal’in hareketliliğini ve sabırsızlığını tasavvur etmenin bugün bizim için kolay olmadığını ifade eder.
Düşünün; Mustafa Kemal Paşa şoförün yanında oturuyor, yerinde duramıyor, zaman zaman direksiyonu bizzat kendi eline alıyordu. Arka koltukta ise Kazım Bey, Refik Bey ve Doktor İbrahim Tali Bey bulunuyordu.
Mustafa Kemal’in şoförün işine müdahale ettiği bu anlarda arkadakiler birbirlerine yan gözle bakıyorlardı. Kazım Bey özellikle birbirlerine kaçamak bakış attıklarını belirtiyordu.Çünkü Paşa’nın bunu fark etmesi hâlinde hesap vermekten kolay kurtulamayacaklarını gayet iyi biliyorlardı.
Ancak korktukları şey çok geçmeden başlarına geldi.
Keskin bir dönemeçte araç öyle bir durdu ki, artık yeniden çalışması pek mümkün görünmüyordu.
Çaresizce araçtan indiler.
Bir kenara çekilip sabırlı ve mütevekkil bir şekilde, yani kadere razı olmuşçasına otomobilin tamir edilmesini beklemeye başladılar. Ancak Mustafa Kemal, Havza’ya ulaşabilmek için yeni bir vasıta bulmanın artık zorunlu olduğunu anlamıştı. Bunun üzerine Refik Bey’e gülümseyerek şu soruyu yöneltti:
“Doktor… Havza’ya kadar yürüyebilir misin?”
Aslında bu, cevabı içinde saklı bir soruydu. Yanındakiler bunu hemen anlamıştı.
Nihayet yaklaşık yarım saat ileride bulunan köye gidip bir araba temin etmeye karar verdiler ve hep birlikte yürümeye başladılar. İşte tam bu yürüyüş sırasında Mustafa Kemal, yol arkadaşlarına unutulmaz teklifini yaptı:
“Size yorulmamanız için bir çare tavsiye edeceğim. ‘Dağ Başını Duman Almış’ marşını biliyor musunuz?”
Acıdır ama gerçektir; o anda orada bulunanların hiçbiri bu marşı bilmiyordu.
Bunun üzerine Mustafa Kemal, o gür ve dinç sesiyle, notasını da bizzat tekrar ederek marşı söylemeye başladı.
Kazım Bey yıllar sonra bu anıyı aktarırken şöyle diyordu:
“Kendisinden ilk defa bu marşı o Havza yolunda dinledim.”
19 Mayıs 1919’da başlayan o kutlu yolculukta Mustafa Kemal’in yanında bulunan bahtiyarlardan biri olarak Kazım Bey şu tespiti de rahatlıkla yapıyordu:
“Mustafa Kemal, Millî Mücadele’nin ilk marşını işte burada söylemiştir.”
Yıllar geçti.
Cumhuriyet kuruldu.
Kazım Bey, Mustafa Kemal’i Ankara Halkevi’nde bu marşı bir kez daha söylerken gördü. Paşa, o gün de aynı heyecanla bu marşı seslendiriyordu.
Sanki bu marş, onun için yalnızca bir ezgi değil; her defasında yeniden çıkılan bir yolun işaretiydi.
Çünkü “Bu ağaçlar, güzel kuşlar, yürüyelim arkadaşlar” sözleri, Mustafa Kemal için sıradan ifadeler değildi.
Peki, Mustafa Kemal bu marşı neden bu kadar seviyordu?
Tabiatın güzelliklerini dile getirdiği için mi?
O dönem için oldukça nadir rastlanan sade ve saf Türkçesi nedeniyle mi?
Yoksa içinde geleceğe dair umutları, büyük hedefleri ve güçlü idealleri taşıdığı için mi?
Bu sorunun kesin cevabını Kazım Bey de bilmiyordu.
Ancak bazı gerçekler açıktı.
Mustafa Kemal doğayı seviyordu.
İstikbale tutkuyla bağlı bir karaktere sahipti.
Ve belki hepsinden önemlisi, Türk diline büyük kıymet veriyordu.
Bu marş, bütün bu duyguları ve değerleri kendi içinde taşıyordu.
İşte bu nedenle Paşa için bu marş yalnızca bir yürüyüş ezgisi değil; aynı zamanda yeni bir devrimin, yeni bir idealin ve yeni bir aşkın sembolüydü.
Sonuç olarak, Türk milletinin bağımsızlık yürüyüşü yalnızca silahların gölgesinde değil; bir dağ yolunda, umutla söylenen bu güçlü notaların eşliğinde de başlamıştı.
Bugün kutlu bir gün… Bağımsızlık meşalesinin yakıldığı, bir milletin kaderinin yeniden yazılmaya başlandığı 19 Mayıs’ın yıl dönümündeyiz. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı, minnet ve rahmetle anıyor; Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’mızı yürekten kutluyorum.



