Köşe Yazıları

ÖRDEK YÜRÜYÜŞÜ

Graceland’de Elvis Presley’in izlerini takip ettikten sonra Memphis’e geri döndüğümüzde, ilk geldiğimiz günden itibaren dikkatimi çeken ve merakımı uyandıran diğer izlerin peşine düşmeye karar verdik.

Ama ondan önce şehri biraz daha keşfetme zamanıydı.

Daha önce New Orleans’ta karşılaştığım ünlü Mississippi Nehri’nin bir ucu da Memphis’ten geçiyordu. Bu şehirden, nehri görmeden ayrılmak istemiyordum. Nehir kenarına gidip biraz yürür, belki bir şeyler yeriz diye düşündük ve nehre doğru yola koyulduk.

Ancak nehir kıyısına yaklaştığımızda bizi hiç beklemediğimiz, oldukça ilginç bir manzara karşıladı.

Yine Amerika’da olduğumuzu unutturan bir atmosferin ortasındaydık.

Büyük bir kalabalık vardı ve kalabalığın çoğunluğunu siyahiler oluşturuyordu. Yemek stantlarının önünde uzayıp giden kuyruklar göze çarpıyordu. Etrafta, taşların ve nehre inen merdivenlerin üzerine oturmuş, ne olduğunu tam olarak anlayamadığım bir şeyi büyük bir iştahla yiyen insanlar vardı.

Merakıma yenik düşüp ne yediklerini ve bu uzun kuyrukların ne için olduğunu sordum.

Meğer o gün “Rajun Cajun Crawfish Festivali” varmış.

Yedikleri şey ise ıstakozdan küçük, karidese benzeyen, turuncu renkli bir deniz ürünüydü: “crawfish”. Festival de adını zaten bu küçük kabuklulardan alıyordu.

Denemeyi çok istedik ama o upuzun kuyruğu görünce beklemeyi göze alamadık. Üstelik saat 17.00’de, şehirde her yerde izlerine rastladığımız o meşhur yürüyüşe şahit olmak için tarihi ve oldukça gösterişli Peabody Hotel’e gitmemiz gerekiyordu.

Bu anı kaçırmak istemiyorduk.

Otele gitmeden önce nehir kıyısında biraz yürüyelim dedik. Fakat nehir kenarı hiç de hayal ettiğimiz gibi değildi. New Orleans’dan çok farklıydı. Ne bir kafe, ne bir restoran ne de başka bir tesis vardı etrafta. Mississippi oldukça görkemli görünüyordu ama çevresi neredeyse tamamen doğal hâliyle bırakılmıştı.

Nehir üzerinde tekne turları vardı sanırım ama açıkçası pek davetkâr görünmüyordu. Bu yüzden fazla vakit kaybetmeden festival alanının içinden geçerek otele doğru yürümeye başladık.

Yolda ilerlerken kurulan sahneyi fark ettik.

Dün akşam izlediğimiz müzik grubu burada sahneye çıkmaya hazırlanıyordu. Tam sahnenin hemen yanında ise Amerikan filmlerinde sıkça gördüğümüz bir sahneye bu kez canlı canlı şahit olduk.

Üç dört polis bir adamın etrafını sarmış, ellerini arkadan kelepçeliyordu.

Gerçekten de bir film platosunun ortasındaydık sanki.

Kalabalığın arasından sıyrılıp ünlü Peabody Hotel’e doğru yürümeye devam ettik. Memphis’in renkli ve kendine özgü sokaklarından geçerek otele vardığımızda, bizi nasıl bir yürüyüşün beklediğini çok merak ediyorduk.

Otele girdiğimizde, şık lobinin ortasındaki meşhur mermer fıskiyeli havuzun çevresi, yürüyüşü izlemeye gelenlerle çoktan dolmuştu bile.

Kendimize görüş açısı iyi bir yer aramaya başladık.

Tam o sırada birkaç kişinin yere oturduğunu görünce ben de hemen yanlarına kıvrıldım. Böylece geç kalmış olmamıza rağmen kendime en ön sıradan bir yer bulmayı başardım.

Ve heyecanla beklemeye başladım.

Önce görevli kişi, yani “Duckmaster”, ortaya çıktı ve bize birazdan izleyeceğimiz gösterinin nasıl gerçekleşeceğini anlatmaya başladı.

Birazdan ünlü Peabody Ördek Yürüyüşü başlayacaktı.

Evet, yanlış duymadınız…

Bildiğimiz ördeklerin yürüyüşü!

Bu ilginç gelenek 1930’lu yıllardan beri devam ediyormuş. Ördekler her sabah saat 11.00’de çatıda bulunan özel yaşam alanlarından asansörle lobiye indiriliyor, yürüyüşlerini yapıp, gün boyunca buradaki havuzda vakit geçiriyor ve saat 17.00’de de yine sıra hâlinde, kırmızı halı üzerinden yürüyerek asansörle evlerine dönüyorlarmış.

(Hikâyenin tüm detaylarını ve bu ilginç geleneğin nasıl ortaya çıktığını merak ediyorsanız, aşağıdaki linkte bulabilirsiniz. https://peabodymemphis.com/peabody-ducks/ )

Gelelim yürüyüş anına…

Duckmaster gerekli açıklamaları ve uyarıları yaptıktan sonra sıra ördeklere geldi.

Ördekler havuzdan çıktılar, etrafında sıraya dizildiler ve ardından kırmızı halının üzerinde görünmeye başladılar.

O kadar tatlıydılar ki!

Kanatlarını çırparak, kuyruklarını sallayarak, yavaş ama kendilerinden emin adımlarla önümüzden geçtiler. Sonra da tek tek asansöre bindiler.

Gerçekten görülmeye değer bir manzaraydı.

Şimdiye kadar karşılaştığım ve uzun süre hafızamdan silinmeyecek en ilginç, en sevimli deneyimlerden biriydi.

Yüzümüzde kocaman bir gülümsemeyle ördeklere veda ettik.

Elvis Presley’den Mississippi Nehri’ne, blues ve soul müziğinden sokaklardaki beklenmedik manzaralara, bir crawfish festivalinden tarihi bir otelin lobisinde kırmızı halı üzerinde yürüyen ördeklere kadar Memphis, sadece diğer Amerikan şehirlerine değil, şimdiye kadar gördüğüm hiçbir yere tam olarak benzemeyen, kendine özgü ve şaşırtıcı bir şehir olarak anılarımdaki yerini aldı.

Ve ben bu şehirden, ördeklerin peşinden gülümseyerek ayrıldım.

Daha Fazla Göster

İlkgül Karaca

Gazeteci / Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı